29 Temmuz 2013 Pazartesi

Gitar Günleri


Karton Kuşlar Çöplüğü

önce ağaç vardı
ve ağaç
şiirin çizgili kollarıydı

ateş üzerinde kent
ipin üzerinde rüya

hatırladığım istasyonlarda
hep köpeklerle
gökkuşakları kaybolurdu

rüyam tren raylarında uyurdu

-

cambazlar ay ışığında
sessizlikte
kavgada
usturaları yaklaştırır gözlerine

tenekeler örttüğüm 
bakışlarım pas tutar

zehirden çıkar renkler önce
kum çırılçıplak zamanlara öykünür

dalgalı çarşaflardan okyanuslar
döküntü güneş tepemizde
ellerimiz yedinci çığlık senfonisi
uçuşur karton kuşlar çevremizde

önce çöplük vardı
ve çöplük
uzak diyardı

Cehenneme Övgü


Gündüz Vassaf'ın Cehenneme Övgü kitabı kesinlikle okunmalı. Yaşamımıza sızan, hatta bireysel tavırlarımız, düşüncelerimiz, toplumsal uyumla ortaya koyduğumuz totalitarizm tüyler ürpertici. İnsanın çok basit olarak gördüğü, sorgulamadığı bir kuralın, bir edimin arka planında baskı ve otorite görülebilir.

Sunset Bulvarı


Sunset Bulvarı, Norma Desmond ile parlayan, içerisinde önemli psikolojik tespitler barındıran, yıldız psikolojisini, Hollywood geçiş dönemi sonrasını iyi yansıtan usta işi bir Billy Wilder filmi. Gloria Swanson her karede parlıyor adeta. Norma Desmond gibi tekinsiz, baskın bir karakteri başarıyla canlandırmış. Benim için filmde takdir edilmesi gereken tek karakter ise Max... Bu nasıl bir bağlılıktır Norma Desmond'a karşı. Norma ile aralarındaki ilişki aslında yıldız ve hayranları arasındaki ilişkiye yönelik ipuçları da taşıyor. Senaristimiz ise yay burcuymuş. Filmlerde seyirci olarak sıklıkla yaptığımız bir şey hemen paralellik kurmak. Ben de yay burcu olarak ve üçüncü sınıf yazılarımla paralellik kurdum. Sonumuz benzemese bari...
Sunset Bulvarı, kesinlikle izlenmesi gereken bir klasik. Belki de defalarca...
Wilder'ın filmografisi de dolu dolu sağolsun.

Perfect Blue

  
Büyük tehlike gerçeklik...
Satoshi Kon ile yollarımız Paprika'da kesişmişti. İnception filminin esin kaynaklarından olan animeyi beğenmiştim. Paprika'da da tıpkı Perfect Blue'da olduğu gibi gerçeklik ince bir zemine oturtulmuştu. Ne de olsa rüya evreni dahilindeydi Paprika. Rüyalar, gerçek evrene karışıyordu. Perfect Blue ise harika bir gerilim filmi. İyi bir anime mi? Sanırım öyle... Anime dünyasına çok müdahil değilim ancak zihninizi evirip çeviren, altmetni de iyi yazılmış güçlü bir film izleyeceğinizi söyleyebilirim. Japon sinemasının Amerika'ya sunduğu kaynaklar ortada. Perfect Blue kesinlikle çoğu filme kaynaklık etmiş, onların öncülü sayılabilecek bir yapım. Gerçekliğin kırıldığı sekanslar özellikle hayranlık uyandırıcı.

  ---spoiler---
Filmin en hınzır numarası harika senaryosu sanırım. Zira hem gerçek karakterden hem şizofren karakterden sahneler izliyoruz. Hepsini tek kişi gibi algılıyoruz.
Katilin ikinci bir kişi olması hakkında mail alma dışında bir ipucu yakalayamadım. Gözümden kaçmış olabilir.
Fotoğrafçının öldürüldüğü sekanstaki fotoğraflar artı cinayetin işlenişi Freud Amca tarafından izlense ahan da bilinçaltı şeklinde yorumlayabilirdi.
Şizofren karakterin ölümü çok iyi kurgulanmış. Basit gelebilir. Bir World War Z (bknz. bilim insanı zombiler arasında nasıl ölür) vakası değil. Perfect Blue da olduğunu düşündüğü karakterin gerçekliğine saldırı gelince (peruğun çıkması) ne yapacağını şaşırıp gerçekliği tekrar kurmak adına peruğa koştu. Parçalanan aynada birkaç kırık yüzün ekrana yansıması klişe mi, belki ama tam yerinde ve muhteşem kullanılmış.
---spoiler---

Önerilir... 



21 Temmuz 2013 Pazar

Gitar Günleri



Tezcanlı Hayalet Avcıları - Müge İplikçi


Müge İplikçi'nin son öykü kitabı Tezcanlı Hayat Avcıları nefes alan hayat anlarını barındırıyor. Beğendiğim öykücüler, bir anda sayabileceğim isimler hep yanımdadır fakat ilk defa bir öykücüye özendiğimi açık açık itiraf edebiliyorum. Bir de Sait Faik için böyle hissederim. Çünkü İplikçi de Faik de ortasına fırlatıldığımız şu yaşam üzerine epey satır sığdıran isimler. Nasıl ki Sait Faik'in kanlı canlı karakterleri varsa cümlelerde barınan, Müge İplikçi'nin de geçmişten, hayallerden, hayaletlerden beslenen bazen nefesini tutan, bazen tuttukları nefesi bırakmayan anları mevcut kelimelerde. Üstelik bir de öykülerin sinemayla ilişkisi var. Bir öykü Fritz Lang'ı size getiriyor demem yeterli. İplikçi ile tanıştığıma memnunum. Kalan kitaplarını da yakında okumaya çalışacağım.