30 Ekim 2013 Çarşamba

CCR - Suzie Q


Tüyap Listesi

Kaçını edinebileceğim bilmiyorum ama uzun süre sonra kitap listesi yapmak iyi geldi...

Alper Canıgüz - Cehennem Çiçeği
Stephen King - Medyum
Ahmet Ümüt - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Yalçın Tosun - Dokunma Dersleri
Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik, Evde Bangır Bangır Ferdi Çalıyordu
İrem Karabaş - Tanrı Mandalina Ağacına Tırmanınca
Bora Abdo - Öteki Kışın Kitabı
Yekta Kopan - Bir de Baktım Yoksun
Georges Perec - Uyuyan Adam
Cenk Gündoğdu - Issız
Hüsnü Arkan - Hiçe Doğru
Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında
Hakan Günday - Piç
Paul Auster - New York Üçlemesi
Sergei Eisenstein - Sinema Dersleri

Sine Ergün - Bazen Hayat


Bazen Hayat, gündelik yaşam anlarından, karşılaşma ihtimalimiz yüksek sahnelerden yakaladığı ayrıntılarla söylemlerini destekleyen kısa öyküler sunuyor. Bir çırpıda okunabilecek bir kitap. Tanıdık gelen anlar. Anlatım dilini biraz daha geliştirirse Ergün önemli öykücülerimiz arasına girecektir.



21 Ekim 2013 Pazartesi

Boş Zaman


"Roman kahramanı neresi olduğunu bilmediği bir evde uyanır. Kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktur. Adının Harun olduğunu ve hafızasını yitirmiş bir tarih hocası olduğunu öğrenir daha sonra. Geçici olduğu söylenen bellek kaybı bir türlü geçmek bilmez ve öncesiz bir şimdiki zamanın içine hapsolan Harun, geçmişinin peşine düşerek kimliğini yeniden inşa etmek zorunda kalır."

   Boş Zaman Hakan Bıçakçı'nın kurmakta usta olduğu tekinsiz atmosferi, yabancılaşmayı güçlü detaylarla yansıtan, motiflerini hafıza problemi üzerine işleyen etkileyici bir roman. Aniden dünyaya, bir yaşama fırlatılan insanı anlatıyor biraz biraz da... Hakikaten ait olduğumuzu düşündüğümüz, bize ait olduğunu düşündüğümüz yaşamın neresindeyiz?

Di'li Geçmiş Zamanlar

üzerimize bir kent kurdular
çelik köprüler
demir kapılar
sorgusuz sualsiz sokağa fırlatıldı rüyalar
kağıt evler
karton zamanlar

adet edinildi
plastik çiçeklere su verirken
dokunmadan sevişmek

megafonlardan yükselen
karanlık ezgiler

frenleri patlamış kırmızı bisikletleri
bayır aşağı sürmek

yağmurlu bir kara filmin son sahnesi
floresan ışığı altında kesik kesik can vermek

C.E.

Butch Cassidy and the Sundance Kid


"Butch ve Sundance, Hole-in-the-Wall çetesinin liderleridir. Sundance, ekibin kas gücü, Butch ise beynidir. Sürekli yaptıkları soygunlara her gün bir yenisini ekleyen ikilinin bu özgürlükleri fazla uzun sürmeyecektir. 
Batı, artık gelişmeye ve modernleşmeye başlamıştır. Bu yeni sistem içinde böyle soygunculara da yer yoktur. Peşlerindeki ekipten kaçabilmek için Bolivya'ya gitmeye karar verirler. 
Başrollerini Paul Newman ve Robert Redford'un paylaştığı Butch Cassidy and the Sundance Kid, westernler arasında klasikleşmiş bir yapıt."

Butch Cassidy and the Sundance Kid gücünü büyük ölçüde iki usta, karizmatik aktör Paul Newman ile Robert Redford'un oyunculuk performanslarından ve aralarındaki uyumdan alan bir western. Mizahi tarafı da oldukça iyi yakalanan keyifli bir filmdi. Türe hakim bir senaristin, yönetmenin elinden çıkma izlenimi veriyor. Bolivya sahneleri, Newman'ın zekası, sevimliliği, Redford'un silahını dans ettiren silahşörlüğü akılda kalıcı. Filmin sanırım en önemli bölümü final sahnesindeki dramatik etkinin öyle güzel işlenerek gerçekçiliğinden ödün vermeden, içimizi kederlendirmeyen bir etki yaratması. O ne harika histir o... 

Holy Motors


"Devam etmeni ne sağlıyor Oscar? Cevap: Eylemin güzelliği. Bir gün içinde Paris’te dokuz ayrı karaktere bürünen bir adam. Bazıları bu filmi yılın en iyi yapımı ilan etti, başkaları ‘gözüpek ve dâhiyane’ olarak tanımladı. Oscar bir işadamı. Çok zengin ve gizemli bir adam tarafından tuhaf bir iş için görevlendiriliyor. Bir limuzinin içinde kılıktan kılığa girerek çeşitli randevulara gidecek. Bazen bir dilenci, bazen yeğenine veda eden yaşlı bir adam ya da bir cambaz olacak. Ama neden? Filmde, çok sayıda derin ve felsefi yorum yapılmasını sağlayacak malzeme var. Ama belki de hepsi sadece zevk içindir. Çünkü bir nedeni olsun ya da olmasın, bu filmi izlemek son derece büyülü ve esrarengiz bir deneyim: komik, hüzünlü, duygulu, çılgın ve gerçeküstü. Carax, sinemanın sınırlarını biçim ve içerik olarak sonuna kadar zorlayarak, sadece hikâye anlatmaya yaramadığını kanıtlıyor."

Holy Motors beğendiğim fakat sevmediğim, mesafemi koruduğum ki büyük ihtimal Carax'ın isteği doğrultusunda, bir film oldu. Yorumlarınızı okudum dostlar. Evet teknik açıdan gayet doyurucu bir filmdi, sadece teknik açıdan da değil hemen hemen hemfikir olduğumuz Denis Lavant'ın oyunculuğu. Yeşilimtrak'ın "Dedim ya rüya gibiydi. hani hastalandığnızda görebilceğiniz rüyalardan. " tespiti bana göre de film açısından doğru lakin ben hasta demek yerine dünyayı geldiği biçimiyle kabullenmeyen, nostaljiye tutkun ki bunu hastalık gibi görebilen, dünya üzerindeki önemli meselelerin çoğuna iğnesini batıran birinin, Carax'ın rüyası demek istiyorum. Bana kalırsa filmin en önemli sekansı, sonraki bölümlerde de göreceğimiz bir otel odasında Carax'ın çıkıp sinemaya, izleyicilerin arasına geçtiği sekanstı. Sinema sevgisi mi, sinemasal mesafe mi? Bilmiyorum, sizin de teorileriniz duymak isterim ama Carax Holy Motors'u gerçekliği eğip büktüğü, hatta kırdığı bir tasarım olarak yarattığını baştan belli oluyor gibi. Akordeon sahnesine ben de bayıldım ) Holy Motors'un en önemli meselesini yapaylık gibi hissettim. Ne ölçüde katılırsınız bilmiyorum. Bir de tartışmak için güzel bir mevzu olabilir, filmdeki izleyici meselesi. Limuzindeki üçüncü bir kişinin oscarla konuşmasında bahsi geçiyordu. İzleyici kim? Herkes mi, herkes bu yapaylığın farkında ancak önemsemiyor mu? Yoksa filmi izleyen bizler ve hadi biraz uçalım filmi bizimle izleyen Carax'ın bizzat kendisi mi? Ya da;
_bu işe devam etmeni sağlayan sey ne, oscar?
_beni bu işe başlatan şey rol yapmanın güzelliği.
_güzellik mi? bir söz vardır; 'güzellik görenin gözündedir.'

_peki gören kimse yoksa?

Diyalogundan fazlaca atmasyon düşünerek çıkardığım Tanrı mı? "Gören kimse yoksa", Tanrı'nın en büyük izleyicinin artık olmadığına mı işaret? Peki yapaylık, sahtelik onun olmamasıyla mı alakalı.

Filmi seçene de, artımı verene de, izlettirene de teşekkürler, sevgiler :))