5 Ekim 2013 Cumartesi

Karanlığı Taramak


Philp K. Dick evreninin güçlü romanlarından. Söz ettiği uyuşturucularla yoğun bir etki bırakıyor. Hiç kimse net bir gerçekliğin motifi değil. Okuyucu dahil herkes bir sanrı içinde. Dick'in irdelemeyi epey sevdiği, varoluşsal sorunlar, kimlik karmaşası ve paranoyayı inceden inceden bize bulaştırması da cabası.

Una Pura Formalita


" Uzun zamandır yeni bir romanı yayınlanmamış ünlü yazar Onoff ( Gerard Depardieu), evinin yakınlarında işlenen bir cinayet nedeniyle karakola getirilir. Komiser Onoff'un olayla ilgisi olabileceğinden şüphelenmektedir ve bu gizemli cinayet çözülene kadar o odadan çıkış yoktur.

Özgün senaryosu, başarılı yönetimi ve komiser rolündeki Roman Polanski ve Gerard Depardieu'nun karşılıklı oyunculuk resitali, filme Cannes'da en iyi film dalında adaylığı getirmişti."

Cinema Paradiso filminin yönetmeni Giuseppe Tornatore'den yüksek etkili bir gerilim filmi. Anladığım kadarıyla yönetmen tür ayırmaksızın yoğun bir sinema sevgisiyle donanmış. Bunu bir uçta Cinema Paradiso'nun diğer uçta da Una Pura Formalita'nın durduğu filmografisinden çıkarabiliriz sanırım. 

Una pura Formalita, atmosferiyle, senaryosuyla ve tabii Gerard Depardieu, Roman Polanski ikilisinin oyunculuk performansları ile öne çıkan bir film. Büyük ölçüde tek mekanda geçmesinin yanı sıra, iyi kotarılmış tek mekan filmlerinin ortak noktalarını paylaşıyor. Özellikle açılış sahnesi, müziğiyle, ritmiyle, birincil bakış çekim tekniğiyle harikaydı. 

Durmak bilmeyen yağmur, karanlık, sık ağaçlıklı bir orman, döküntü bir karakol filmin atmosferini oldukça güçlendirmiş.

Una Pura Formalita'yı katman katman incelemek mümkün. Yazar ve onu idolleştiren okuyucusuyla arasındaki ilişki, yazarın yaratım krizi, bir cinayet zanlısı ile polis müfettişi arasındaki ilişki ve filmin en üst katmanında bulunan hafıza sorunsalı. Neticede yazar veya zanlı karakola getirilmesini sağlayan olayla, cinayetle alakalı bölük pörçük görüntü saldırıları dışında bir şey anımsamamaktadır. Neticede anımsamadığı bir eylemin öznesi olup olmadığını bilemez, böylece müfettişin beklediği itiraf da bir türlü gelmek bilmez. 

Una Pura Formalita, yönetmeni Cinema Paradiso'yla özdeşleştirenleri şaşırtabilecek nitelikte iyi bir gerilim filmi sunuyor. İzlenmeli...




Dire Straits - Calling Elvis



Moon


Duncan Jones'un ilk filmi... Açıkçası Source Code'a nazaran daha fazla beğendim. Gayet iyi bir bilimkurgu filmi. Ses ve görsel tasarımları epey titiz bir çalışmanın ürünü gibi. Sam Rockwell'in filmi sırtlayan, bir çıta yukarıya taşıyan ölçülü, tedirgin edici performansını da unutmamak gerek. Moon, sanırım gücünün büyük kısmını sakin atmosferini aniden bozan gerilim parçalarından, seviye seviye yükselttiği varoluşsal, kimliksel soru trafiğinden alıyor. Source Code ile de bu noktada ayrılıyor kanımca. Source Code soru sormaktan çok, hızlı kurgusuyla, çabucak anlatıp gideyim Hollywoodvari kalıbıyla sormadığı sorulara cevap veriyor, ortaya attıklarını ise es geçiyordu. Belki de Moon'un bağımsız havasının, alttan alta ufak da olsa irdelediği büyük sanayiler, kullanılabilir enerji kavramlarının da onu Source Code'un önüne geçmesinde etkisi vardır. Müziklerine de bir anti parentez...

Bay B.'nin Günlüğü

" 17 Kasım Salı

Yataktan çıkasım yok. Madam Eleni'ye bu aylık kirayı geciktireceğimi söylemem gerek. Nasıl bilmiyorum.

Dergiye yazdıklarımdan üç beş kuruş geçti elime. Şaraba, müziğe ve geceye yatırdım. Çulsuz, melodisiz, aydınlıktayım yine.

Salının tuhaflığını düşünüyorum. Tıpkı pazartesiye benziyor, pazarı da andırıyor fakat yine de o bir salı.

Simon'un evinin önünden geçerken zili çalıp bir köşeye saklanma fikri geldi aklıma. Şanslıysam Mathilda'yı görebilirdim. Tasarımı gerçekleştirmek şöyle dursun, evin önünden hızlı adımlarla geçtim. İflah olmaz bir korkağım.

Midem bulanıyor."

Masumiyet


Bir sohbette; "Demirkubuz Masumiyet kadar iyi bir film hala çekemedi." cümlesini duyunca yadırgamıştım. O zamanlar henüz izlememiştim Masumiyet'i. İtiraf, C Blok, Kader, Üçüncü Sayfa, Yeraltı, Kıskanmak çalışmalarını izleyebilmiştim yönetmenin. C Blok'u bir türlü sevememiştim, Kıskanmak'ı ise ne denli titiz bir dönem filmi olursa olsun, ya da Demirkubuz'un irdelemeyi sevdiği hangi unsurları bulundurursa bulundursun beklenmedik bir filmdi, alışamamıştım. Diğer filmlerde ise belki biraz biraz İtiraf'ı ve Kader'i ön plana çıkarıyordum. Masumiyet'i izleyene kadar...
Masumiyet'i seyrettiğimde, yukarıdaki cümlenin yanında yer aldım. Oyunculukların gücü, senaryonun iyiliği bir yana düşününce Demirkbuz'un sonraki tüm filmlerinin Masumiyet'ten beslendiğini, oradan başladığını ancak onun kadar yaşayan, güçlü filmler olmadıklarını düşündüm. (Hatta Dostoyevski'nin bile Masumiyet'ten çıktığını hissettim) Sanırım yönetmeni, Masumiyet ve sonrası gibi iki döneme ayırmak mümkün.
Haluk Bilginer'in tiradı, Güven Kıraç'ın sade oyunculuğu, Derya Alabora'nın çıkışları, otel, otelde izlenen filmler... Hepsi güzel bir bütünün rahatsız edici parçaları. 
Demirkubuz'un en iyisi...