X için...
Zamanı, mekanı eğip bükebilseydim, o bana teşekkür edişini sonsuza dek duymak isterdim. Oysa senin için ne denli basitti. Alt tarafı masayı rahat silebil diye küllüğü kaldırmıştım. Yitik bir kahraman edasıyla. Sen de gülümseyerek teşekkür etmiştin. Ben ise rica ederek, diyaloğu gayet salakça bir biçimde sonlandırmıştım.
Bir sorun daha işte. İnsanlara basit gelen, sözü edilmeye değmez şeyler benim için gayet karmaşık, güzel ve manidardır.
Farkında değilsin, bir teşekkürle içimin narını açtın, parça parça, çok iyiyim şu anda...
cmlrdm
8 Aralık 2012 Cumartesi
Masa Analizi
anahtar,
kahve kupası,
açılmamış soda,
ağrı kesiciler,
yarısı bitmiş çizi paketi,
bilgisayar,
not kağıtları,
okuma lambası ,
uhu,
mandalina,
Turgut Uyar - Büyük Saat,
Metin Eloğlu - Bu Yalnızlık Benim,
"Tepedeki Ev" dvd,
ıslak mendil,
dağınık hüzünler
Masa da masaymış ha!!!
Metin çAlışkan
kahve kupası,
açılmamış soda,
ağrı kesiciler,
yarısı bitmiş çizi paketi,
bilgisayar,
not kağıtları,
okuma lambası ,
uhu,
mandalina,
Turgut Uyar - Büyük Saat,
Metin Eloğlu - Bu Yalnızlık Benim,
"Tepedeki Ev" dvd,
ıslak mendil,
dağınık hüzünler
Masa da masaymış ha!!!
Metin çAlışkan
Flashback
Flashback
bıçak kalpten çıktı
önce ellerini vazoya yerleştirelim
ardından gözlerini cam kenarına
dudaklarını vestiyere asman
tenini en sevdiğim filmin
kötü kadını ilan etmen
nicelik değil nitelik mühim
aşk ile nefret arası mukavelede
şarampole, uçuruma yuvarlanacaksak
ikimizin birbirine karışması mühim
önce ellerini sulayalım
ardından gözlerin perdesini açalım
dudaklarına dudaklarımdan bir atkı
tenini kötüyken seviyorum napalım
maket bıçağı ile
ekmek bıçağı arasındaki
derin farka kafa yoralım
tavanı gökyüzüne boyarken
fısıldayalım nihayetinde
cinayete karar verelim
sen bıçağı tut
ben kalbimi
sen bıçağı doğrult
ben kalbimi
ben kalbimi
bıçağa saplarım
sen suskunluğunu ört üzerime
mtnlkn
7 Aralık 2012 Cuma
Günlükler
4 Aralık 1989
Ben kaçıyorum Muhittin Abi... Dünya acıları kesindir... Kesin, kes... Bana şans tanındı ne yapayım? Reddetmek yakışık almaz.
"Ay Ecesi" - Ferhat ile Şirin
Absürd haller...
Misal iyi bir kitap okuduğumda, "yok artık" diye bağırırım. Kahkaha atarım, içimde uçurtmalar yükselir. Aklın sınırlarını kaldırmalı zaten, 21. yüzyılda kurtuluş: "delilik" ile...
İyi bir film, iyi bir oyunda da aynı etki olur ancak bağırmama gerek kalmaz. Çünkü sessizlikle karşılarım yaşattıkları keyfi...
Vesaire vesaire..
"Ay Ecesi" oyununda da aynen böyle hissettim. En önde oturuyordum, ilk kez "Devlet Tiyatroları" kapısını aralamıştım. Sahne burnumun dibindeydi. Ben Ferhat'ın gizli sırdaşıydım. Ferhat'ın ve Ay Ecesi'nin... İktidar, güç, intikam... Oyun neresinden okunursa iyi noktalar yakalanıyordu. Belki iktidara sert bakışı bir süre sonra kayboluyordu ama olsun. Oyunda şunu anladım asıl; iki insanın kavuşamaması mucizeydi, kavuşması değil... Kaldı ki hepimizin zihninde beslediği, kendi yaratımı olan karakterleri vardı; onlardan birine rastladığını sanman an meselesiydi. Ardından aslında onun gayet normal, tipik insanlardan olduğunu, beklentilerinin hayal gücüne kurşun sıktığını gördüğünde hayal kırıklığı yaşıyordun.
Nihayetinde tüm kitap ve filmlere sövüyor, başın sıkışınca yine onlara sığınıyordun. Onlar ki seni sorgusuz sualsiz kabul ediyordu. Sen ki onlara sorgusuz sualsiz teslim oluyordun...
Yaraya tütsü...
mtnlkn
Misal iyi bir kitap okuduğumda, "yok artık" diye bağırırım. Kahkaha atarım, içimde uçurtmalar yükselir. Aklın sınırlarını kaldırmalı zaten, 21. yüzyılda kurtuluş: "delilik" ile...
İyi bir film, iyi bir oyunda da aynı etki olur ancak bağırmama gerek kalmaz. Çünkü sessizlikle karşılarım yaşattıkları keyfi...
Vesaire vesaire..
"Ay Ecesi" oyununda da aynen böyle hissettim. En önde oturuyordum, ilk kez "Devlet Tiyatroları" kapısını aralamıştım. Sahne burnumun dibindeydi. Ben Ferhat'ın gizli sırdaşıydım. Ferhat'ın ve Ay Ecesi'nin... İktidar, güç, intikam... Oyun neresinden okunursa iyi noktalar yakalanıyordu. Belki iktidara sert bakışı bir süre sonra kayboluyordu ama olsun. Oyunda şunu anladım asıl; iki insanın kavuşamaması mucizeydi, kavuşması değil... Kaldı ki hepimizin zihninde beslediği, kendi yaratımı olan karakterleri vardı; onlardan birine rastladığını sanman an meselesiydi. Ardından aslında onun gayet normal, tipik insanlardan olduğunu, beklentilerinin hayal gücüne kurşun sıktığını gördüğünde hayal kırıklığı yaşıyordun.
Nihayetinde tüm kitap ve filmlere sövüyor, başın sıkışınca yine onlara sığınıyordun. Onlar ki seni sorgusuz sualsiz kabul ediyordu. Sen ki onlara sorgusuz sualsiz teslim oluyordun...
Yaraya tütsü...
mtnlkn
"Martin Eden" Olabilmek veya Olamamak
"Bazı kitaplar, okurken insanın dudaklarını kanatır."
Martin Eden ile oturup sohbet etmenin keyfini hep yaşayacağım. Onun kadar beni etkileyen insan azdır. Hakikaten üzerinden hayli zaman geçmesine rağmen Martin'in hikayesini hala sahiplenirim. Basit bir tutku ideal ikileminden fazlasını ifade ediyordu o. Can kulağıyla dinliyordum anlattıklarını. Bir gün Istanbul'a davet ettiğimde gözleri ışıldamıştı. Kısmet olmadı... Erken demir aldı bu taraflardan. Oysa ki biliyordum Istanbul'u görse yaşam halkasına yenisini ekleyebilirdi. Biliyordum o bana Istanbul'u anlattığında ben yeniden kentin zehrine, panzehirine aşık olabilirdim.
Lakin neyin farkına vardı da göç etti? Yazarlık hayatını besleyen aşk olgusuna karşı mı kendini biledi? Yoksa yazdıkça, idrak ettikçe bir ikileme mi düştü? Yazmak = mutsuzluğa yol almak... Pupa yelken idrak etmek... İnsan en çok elinden gelmeyecek şeyler için, ulaşılmaz için çabalarmış. Sen neye ulaşamadın Martin? Neden çekip gittin, beni yalnız bıraktın? Biz birlikte olsak ben böyle olur muydum? Oysa henüz görmediğimiz denizler vardı... Sen hangi kadında boğuldun Martin?
Sevgiler Cemal Erdem
Martin Eden ile oturup sohbet etmenin keyfini hep yaşayacağım. Onun kadar beni etkileyen insan azdır. Hakikaten üzerinden hayli zaman geçmesine rağmen Martin'in hikayesini hala sahiplenirim. Basit bir tutku ideal ikileminden fazlasını ifade ediyordu o. Can kulağıyla dinliyordum anlattıklarını. Bir gün Istanbul'a davet ettiğimde gözleri ışıldamıştı. Kısmet olmadı... Erken demir aldı bu taraflardan. Oysa ki biliyordum Istanbul'u görse yaşam halkasına yenisini ekleyebilirdi. Biliyordum o bana Istanbul'u anlattığında ben yeniden kentin zehrine, panzehirine aşık olabilirdim.
Lakin neyin farkına vardı da göç etti? Yazarlık hayatını besleyen aşk olgusuna karşı mı kendini biledi? Yoksa yazdıkça, idrak ettikçe bir ikileme mi düştü? Yazmak = mutsuzluğa yol almak... Pupa yelken idrak etmek... İnsan en çok elinden gelmeyecek şeyler için, ulaşılmaz için çabalarmış. Sen neye ulaşamadın Martin? Neden çekip gittin, beni yalnız bıraktın? Biz birlikte olsak ben böyle olur muydum? Oysa henüz görmediğimiz denizler vardı... Sen hangi kadında boğuldun Martin?
Sevgiler Cemal Erdem
"Savaşın Çiçekleri" - Güller De Kanar
Öncelikle filmi izlerken, bir suare (suare: bknz; filmlerim.com) filmi olması dolayısıyla biraz tuhaf hissettim :)) sanki filmin vizyona girmesine vesile olmuşuz gibi. Hatta jenerikte rumuzlarımızı aradım, fakat Çince ile karışık yazdığından tam olarak algılayamadım.
Filme dönecek olursak;
Gerçek bir insanlık suçunu mercek altına alan "Savaşın Çiçekleri", tarihsel bir olaydan kurmacaya ulaşıyor. Evet bunu yapan çokça film gördük. Hatta çok fazla... Lakin hepsi olayları farklı bir noktadan yakalıyordu. Ya da şu; "Evet tüm hikayeler anlatıldı, fakat kimse bunları senden dinlemedi." sözünü hatırlayarak filmi izlerken sorun yaşamadım. Üstelik bilmediğim bir gerçeği bana anlattığı, araştırmama vesile olduğu için de film ayrı önem kazandı gözümde.
Gerçek bir insanlık suçunu mercek altına alan "Savaşın Çiçekleri", tarihsel bir olaydan kurmacaya ulaşıyor. Evet bunu yapan çokça film gördük. Hatta çok fazla... Lakin hepsi olayları farklı bir noktadan yakalıyordu. Ya da şu; "Evet tüm hikayeler anlatıldı, fakat kimse bunları senden dinlemedi." sözünü hatırlayarak filmi izlerken sorun yaşamadım. Üstelik bilmediğim bir gerçeği bana anlattığı, araştırmama vesile olduğu için de film ayrı önem kazandı gözümde.
Neresinden takılıp anlatsam bilemiyorum. Öncelikle Bale'den bahsedeyim. Klişeye yönelen karakterine rağmen vasatın üzerinde bir performans sunuyor. Özellikle vurguları bir harika. Ardından da, filmin sinematografik açıdan doyurucu olduğunu, hatta savaş sahnelerinin (ki yönetmenin bu sahnelerde (silah ne olursa olsun) tecrübeli olduğu aşikar ) Hollywood'a şapka çıkarttıracak nitelikte çekildiğini belirtelim. Uzun sayılabilecek süresinin de senaryo değişkenleriyle aksamadan eridiğine de değindikten sonra, çoğunlukla sinir bozan, fakat izlenilmeye değecek bir yapımın karşımızda durduğunu hatırlatalım. Özellikle kısır vizyon döneminde oldukça ideal bir seçim olacaktır; "Savaşın Çiçekleri"...
Metin Çalışkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)